Ordinaryus Ali Fuat Başgil’e Reddiye

Bu adam vefat etmiş, yeni haberim oldu.Haliyle yazdıklarımı göremeyecek.Gerçi Nostradamus’a da reddiye yazmıştım ama neyse belki de öbür taraftan görürler. Eğer ahiret inançları varsa.(Göremeyecekler.) (Belki)

 

Öncelikle bu adamı pek tanımıyorum. Çok meşhur olan “Gençlerle Başbaşa” adlı kitabı elime geçti, biraz göz gezdirdim. Reddiye mi ona göre ve kitapta geçen sadece tek bir kısmına gönderme yapacağım.Diğer anlattığı düşüncelerine katıldığımdan değil, okuduğum kısımlar ilgimi çekmediğinden diğer yerleri okuma zahmetine girişmedim. Tabii bu demek değil ki okumadığım kısımlarda yanlış şeyler yazmış.Sadece üslubu hoşuma gitmedi. Yani boş yere günahını almayayım. Zaten diyorum ya pek tanımıyorum adamı. Tanıyamam zaten bu saatten sonrada, neyse. Gerçi tipini de pek sevmedim. Burada sevmemem de ki kasıt ilahi yaradılışına hakaret değil. Böyle bir şey söylemeye edebim el vermez, haddim de değil. Birini görürsün kanın kaynamaz ya o hesap. Yoksa bizim sıfatımız çok mu düzgün ki başkalarına kusur bulalım.

 

Asıl konuya geçelim.

 

Bir insan nasıl bilgisi olmadan soru soramaz ise. Yani ben diyelim fizikten anlamıyorum. Bilgim yok. Fizikle alakalı bir soru sorabilir miyim ? Hayır. Soracağım en mantıklı soru “ Fizik Nedir?” olacaktır. Çünkü fiziğin sadece adını biliyorum. Ama “fizik” diye bir şey duymasaydım böyle bir soruyu bile soramazdım. O zaman soru soran kişi bilgili birisidir. Cahil değildir.

 

Aynı şekilde insanın “düşünmesi” de soru sormak gibi. Elinde bir miktar bilgi birikimi(veri) olur ve öyle düşünürsün. Bilmediğin bir şeyi düşünemezsin. Ama çoğu kere sorudan farklı olarak, eğer elinde düşünceyi oluşturacak temel bilgi birikimin varsa, başka hiç bir bilgiye gerek kalmadan, düşünerek her şeyin cevabını bulabilirsin..

 

Hah işte bu ordinaryus da ( ordinaryus ünvanı/ lakabı size şaşırtmasın, şikayetçi olduğum, kitabında yazdığı konuda maalesef 2 kitap okuyan cahiller gibi kalıyor.) birazdan anlatacağım konu ile alakalı biraz bilgi toplamış ve düşünmeye başlamış. Ama maalesef “yanlış düşünmüş” ve yanlış çıkarım yapmış. Böyle bir hata yapmasının sebebi yukarıda söylediğim temel düşünce mekaniğine sahip olmamasıdır.( Belki de sahiptir ama bu konuda biraz yanılgıya düşmüş olabilir.)

 

Anlamadığım nokta bu adama neden ordinaryus dedikleri. Pek az kişiye verilmiyor mu bu “ünvan”. Bana göre ordinaryus mükemmele yaklaşmış kişiler için kullanılır. Bu işin “Piri” der gibi. Bana şimdi diyebilirsiniz bir tane açığını buldun diye adamı gömüp duruyorsun.

Ne yapayım ?

Ordinaryus, mükemmele yaklaşmış kişi olmanın yanında, mükemmele yaklaşamadığı konularda “sükût” etme erdemini gösteren kişidir. Ama ağzı olan konuşuyor, atıp tutuyor. Benim yaptığım gibi.. (:

 

Konuya geçmeden önce son bir söz;

“Bende bilmediğim konularda istediğim gibi konuşuyorum. Neden mi ? Çünkü ordinaryus değilim..” (:

 

Şimdi.

 

Bu adam “Huyu” sınıflandırmış. Genler aracılığıyla(amcaya, dayıya çekme hesabı), çevresel etkenler(küçükken yaşanılan olaylar, görüp/ duyulanlar vs.).. böyle sınıflandırmış ve bazı huyların ilimle, terbiyeyle asla değişmeyeceğini, bu huylar üzerine yapılan terbiyenin yalnızca perde görevi üstleneceğinden bahsetmiş.

 

(Biraz önce kendisini azıcık daha araştırdım, sanırım tasavvuf ehliymiş. Ya tasavvufun içinde/ derininde pek bulunmadı ya da günümüzde çeşitli kaynaklara ulaşmanın kolaylığını o dönemde yaşayamadığı için bir takım önemli bilgilerden mahrum kalmış. Bunun haricinde öğrenmeye nasibi olmamış da olabilir. Adamı kötü birisi zannediyordum, baya giydirmeye çalıştım ama yanlışını dile getirmemde de bir sıkıntı görmüyorum. O bir eser icra etmiş bende yanlışını gösteriyorum. Eğer yaşıyor olsaydı bu kalbini kırmak olacaktı ki asla böyle bir şey yapmazdım. Benim yazdıklarımda kitap olmasa da onun kitabı gibi bir sanat eseri sayılır.

Öyle işte, devam edelim..)

 

Kendisi “Can çıkmayınca huy çıkmaz.” sözüyle de bu durumu nitelendirmiş.Benim karşı olduğum nokta tam da burası, huyun değişmeyeceği. Bir insan zalimse veya merhametliyse bunun “içinden” kaynaklandığını, zalimliğin terbiyeyle merhamete dönüştürülemeyeceğini, yalnız zalimliğinin perdeleneceğini yazmış.

 

Hatta insanın “içinde” olan bu huy hakkında;

“Bu derinliklere ilmin, terbiye ve ahlâkın kudret eli yetişemez” demiş, bence ayıp etmiş. Çok taassup ettim. (:

Burada genlerle aktarılan huylardan bahsediyor olsa bile tasavvufta nefis terbiyesi diye adlandırılan, genel itibariyle 2 kısıma ayrılmış bir terbiye metoduyla, insanın tüm kötü huyları temizlenip, yerine en güzelleri konulabilir. Bu gerçekten çok zor ve uzun bir süreçtir. Uzunluğu kişinin çabasına, nasibine göre değişmesiyle birlikte, bir ömür uğraşıp bir arpa boyu yol kat edenler, bir ömüre sığdıramadan göçüp gidenler de göz ardı edilemeyecek kadar fazladır.

 

Burada bahsedilen “ Can çıkmayınca huy çıkmaz.” , “Bir insan 7′ sinde neyse 70’ inde de odur.” sözleri doğrudur fakat nefsi terbiye edilmemiş insan için geçerlidir.

Ama nefis terbiyesi ile her ne olursa olsun, huyları her ne kategoride sıralarsan sırala, ırsi veya çevresel faktör diye, nefis terbiyesi ile tüm kötü sıfatlar kaybolup yerine iyileri gelir. Nefsin basamakları var, her basamak da biraz daha huylar düzelir. Mesela 4. Basamak nefsi mutmainnedir. Yani mutmain olmuş, huzur bulmuş nefis. Bu basamak da insan, Âllah dostu, Evliya(Veli) olur. Peki bir Âllah dostunda kötü bir sıfat bulunur mu ? Alemlerin Rabbi, dostunda böyle kötü şeylere izin verir mi ? Vermez. O yüzden neymiş ? Huy değişiyormuş. Tamam insanın karakteri olabilir onda sıkıntı yok ama zalimin merhametli olamayacağını savunursan dur arkadaş vefat edip gitmişsin ama söylediğin yanlış derim. Derim yani..

 

Buna mütakip bu terbiye tek başına yapılmaz. Neyin ne olduğunu, neyi nasıl yapacağımızı bilmiyoruz çünkü. Doktora gitmeden kafamıza göre ilaç içersek ne olur ? B.k yoluna gideriz.. (: Tamam gerçekçi olalım ben başı ağıran birisinin ağrı kesici içip öldüğünü görmedim, duymadım. Ama burada önemli olan nokta teşhisi koymak. Belki başka bir yerinde sıkıntı var o yüzden kafana ağrı vuruyor, sinüzitin vardır belki, veya tamamen psikolojik dert ve tasadan oluyor olabilir. Bakın bu 3 ihtimal de bile ağrı kesici içmenin bir faydası olmuyor. Basit bir baş ağrısını bile basit bir ilaç ile tedavi edemiyorsanız böyle zor ve çetin bir yolda, tüm bilinmezliklere rağmen nasıl yürüyebileceksiniz ? Yanlış teşhisin doğru tedavisi olmaz..

Bu da öyle. Kendi nefsini terbiye etmiş bir Mürşid-i Kamil’e bağlanıp(intisap edip)  sizde bu işe başlayabilirsiniz. Siz de nefsinizi terbiye edip Âllah’ın(c.c) razı olduğu kullarından biri, belki de Dostu olacaksınız, inşaÂllah..

 

Ama dikkat edin gerçek mürşide bağlanın.Ortalarda sahte Şeyh çok, birileri de size ….. yapmasın..

Şeyh=Mürşid/ Mürşidi Kamil.

Her Evliya Mürşid değildir ama her Mürşid Evliyadır. Çünkü Mürşidlik daha bir üst makamdır ve insanları irşad(doğru yola iletme) ile görevlendirilmiştir.

 

Aslında Şeyhin sahtesi olmaz da, üç kağıtçı, dolandırıcı diyeyim işte siz anlayın..

 

Sonuç olarak, amacım Ali Fuat Başgil’i kötülemek değil.Sadece tasavvuf erbabı olarak huyun değişmeyeceğine dair kesin konuşması beni rahatsız etmiştir. Yoksa vefat eden insanın arkasından tek bir yanlışına bakarak kötülemek olmaz, bize yakışmaz. Aslında vefat edip etmemesi de önemli değil. Bir insanın 100 yanlışı olup 1 doğrusu olunca, yanlışlarını görmezden gelip doğrusunu tebrik edebiliyorsak 100 doğrunun içinde de 1 yanlışını görmezden gelebiliriz.Önemli olan doğruyu fark etmek, ayıbı örtmek. Bunun ayıplık bir mesele olmadığını düşündüğümden üzerinde bu kadar durdum.

Tabii süte bir damla kan bulaşınca o süt içilmez ama fıkhi bir konu sayılmadığı için böyle bir şey söyleyemeyiz.

Yinede kötü birşey yaptıysak Âllah tan affımızı niyaz ederiz.

Ali Fuat Ağabey hakkını helal et..

Âllaha emanet olun..

 

Estağfirullah.

Estağfirullah.

Estağfirullah..

 

 

 

Cevap Yaz