Meslek Seçimi

Burada söyleyeceklerimi bir abi, kardeş tavsiyesi olarak görün ve sadece meslek seçimi olarak görmeyin. Genel düşünün.Hayata genel perspektiften baktığımı zaten biliyorsunuz..

İlk önce insanın her ne olursa olsun sevdiği şeyi, ilgi duyduğu mesleği yapmasını temenni ederim. Çünkü olay bildiğiniz gibi değil.

Gençler meslek seçerken sürekli kararsızlığa düşerler. Kendileri “ne olmak istediklerini” araştırırlar. Daha çok aile büyükleri, “tanıdıkları” vasıtası ile karar vermek isterler. İnsanlar internette hiç tanımadığı birilerinin düşüncelerine göre mi hareket eder yoksa kendi çevresindekilerin mi ? Tabii ki çevresindekilerin. Kimse internetteki bir adamı savunup kendisini “kendi” yapan insanları karşısına almak istemez.. Onların düşünceleri, görüşleri, “deneyimleri” meslek seçimi yapan kişiye göre çok önemlidir ve bundan yararlanmak ister. Ama maalesef pek yararlanamaz. Şöyle bilindik bir örnek vereyim.

Osman’ın babası Ahmed amca, oğlunun hangi bölümü okuyacağını kendisinden daha fazla düşünmektedir. Çünkü Osman’ın kafasında “Tarih” ve “Felsefe” bölümü vardır ve kararsızdır. Ahmed Dayı kahveye gelir. Çayını içerken de bu konuyu düşünmektedir. O sırada kahve sahibi Rıfat Dayı yanına gelir, oturur.

R: Böyle dertli dertli ne düşünüyorsun Ahmed biraderim ?
A: Bizim çocuk seneye üniversite okuyacak ya onu düşünüyorum Rıfat.
R: Hayırdır ? Maddi yönden bir sıkıntı vars….

A: Yok gardaşım yok. Çok şükür maddi bir sıkıntı yok da ne bileyim oğlanın okumak istediği bölüm değişik, herkes işsiz kalıyor. Eşek sıpası filozof olacakmış.
R: Ahahaha 😀 ya Ahmed şaka bir yana. Dün televizyon da bi haber izledim, aynı senin olay. 2 çöpcü. Birisi “Tarih” okumuş, diğeri de “Felsefe”. Bu bölümü okuyanların çoğu işsiz kalıyormuş. Yine bunlar iyi yırtmış çöpçü olmuşlar..
A: Harbiden mi Rıfat? Ohooo. Bizim oğlan ne yapacak o zaman..Fafada bir onlara basıyor.
R: Durum öyle Ahmed. Söyle başka bir bölüm okusun, işsiz kalır sonra Âllah korusun.
A: Tamam Rıfat Âllah razı olsun. İyi ki konuştum seninle. Hemen gideyim de Osman’la konuşup vazgeçirttireyim.

Bu adamlar dibine kadar haklı. Birisi evladının geleceğini düşünüyor ki bu en tabii hakkı. Diğeri de Osman’ı evladı gibi seven aile dostları, mahallenin bir adamı, Rıfat Abi. Bunlara bir şey demiyorum.Yaptıkları güzel bir şey, hele ki Rıfat Abinin. Dostunun derdiyle dertleniyor ki çok saygı duyulacak, Peygamberin sav istediği bir şeyi yapıyor. Bu saf, tamamen iyi niyetle yapılan şey(olay, fikir alışverişi, fikir danışma) yanlış düşünme şeklinden dolayı farklı bir noktaya doğru kayıyor. Ve Osman, babası ve Rıfat Abinin söylediğine uyup istediği bölüm dışında başka bir bölüm okuyup, yıllar sonra pişman olunca babasını çok fazla suçlayamayacağından dolayı hep Rıfat Abiyi suçlayacak ve yeri gelecek araları açılacak, görüşmeyecek, arayıp sormayacak. Ama dediğim gibi onların yaptığı çok doğru ve örnek alınması gereken bir davranış. Sadece düşünme şekilleri değişirse Osman’a daha yararlı olabilirler.

Ha dediğim gibi yapmazlar, yukarıdaki konuşma esas alınarak Osman da onların istediği gibi davranırsa bu en azından baba sözü dinlemedir ki bu da çok büyük bir şeydir. 18 yaşında reşit olunuyor ama yasalara göre. Bir insan ölene kadar ana ve babasının sözünü dinlemelidir. Doğru olan budur. Osman itiraz etmez, onlara uyarsa sevmediği işi yapmak zorunda kalsa bile ya zamanla sevecektir ya da onun için en hayırlısı budur.

Ama genelde böyle olmaz. Kavga edip babasıyla arası açılır, ama yinede babasının dediğini yapar. Tek farkla. Direk itaat etmez, kavgayla gürültüyle bunu yapar ki bununda babaya itaat gibi bir durumu barındırmadığını anlamışsınızdır. Tabii her şerde bir hayır vardır. Yine de arada ki farklı anlayın. Birisi isteyerek babasının sözünü dinliyor, diğeri istemeyerek dinliyor. Arada çok fark var. Hani bir şey olur ve deriz ki “ben söylemeden önce yapacaktın, ben söyledikten sonra yapmanın bir anlamı yok. Önemli olan söylemeden yapmandır.”

İşte kadın eşinden çiçek istiyor adam gidip alıyor. Burada erkekler olarak bir fark görmesek de önemli olan kadın istemeden, işte, sürpriz yapmak, onu sevindirmek. Olay bu. Ama kadının tepkisi, söyledikten sonra ebem de alır gibi bir şey. Bir önemi kalmıyor. Neyse uzattık. Bu Ahmed ve Rıfat Amcanın, Dayının, Ağabeyin yaptıkları yanlışlara göz atalım.. (:

1-Rıfat Amca “televizyonda izledim… “ diyor ya, bu yanlıştır. Televizyonda, sanal ortam da her ne görürseniz görün sakın onu başkalarına anlatmayın.. (Bu konuyu ayrıntılı anlatacağım, hazır olunca link eklerim)
2-Devamında “bu bölümleri okuyanlar çöpçülük yapıyor.” Bunun gibi bir cümle kuruyor. Yukarıya bakmaya üşendim ama böyle bir cümle sarf ediyor. Burada ki yanlış nokta şudur ki, o bölümü okuyan kişilerin farklı kişiler olması, o bölümleri Osman’ın okumamış olmasıdır. Bu ne demek ? Bilindiği gibi bir bölümün kaç bin tane mezunu var. Burada bakılması gereken nokta toplamda kaç mezun olduğu ve kaçının çöpçülük yaptığı, veya işsiz kaldığı ? Ki çöpçülük kötü bir şey değildir bunu bu yaşa kadar anlamanız gerekirdi. Meslek seçimi yaparken sakın ha başkalarına bakıp, “onlar okumuş böyle olmuş, o zaman ben okumayayım” gibi saçma bir düşüncenin içerisine girmeyin. Şunu unutmayın. Okuyup da işsiz kalanlar onlar, siz değilsiniz..

Okula gerçekten de okumak için gelen kaç kişi gördünüz ? Ya hiç yoktur ya da bir elin parmaklarını geçmez. Üniversite de de aynısı. Biri bölümün puanı düşüktü bir tek burası tuttu mecbur geldim der, birisi askerlikten kaçmak için okuyorum der, bir diğeri ailesinden kaçmak, kurtulmak için gelmiştir(Bu da saçma bir düşünce. Ailen tepene mi biniyor lan senin ? ), başka biri ortam yapmak için gelmiştir, bir başkası.. onun bir amacı yoktur.. Derslerde uyur, okula gelmez, sanki ateş alıp gidecem, bir arkadaşa bakıp çıkıcam der gibi okul okumaktadır ki bu öküzlere okuyor denmez. İşte bu hıyarlar mezun olur, ne bölümünden haberdardır ne de başka bir şeyden. Sonra ortalıkta dolanır işsiz kaldım işsiz kaldım siz de sakın okumayın bu bölümü.

Lan m.l sen okumadın ki.. Bunların yüzünden bölüm hakkında kötü bir düşünce oluşuyor ve diyorlar bunlar işsizse bende işsiz kalırım. Ve gerçekten adam gibi tarihçi olacak adam, belki geçmiş filozoflardan çok farklı bir boyutta düşünme sistemi olan adamlar bu bölümleri okuyamayacak. Ha bu kadar ilgililerse zaten kendilerini geliştirirler. Ben zamanında kaç tane sözde “tarihçiyi” gömmüştüm. Güya okul okumuşlar ben onlardan daha çok şey biliyorum.Okudukları bölümden haberleri yok. Bakın yukarıda dedim ya, asıl okumak isteyen, gerçekten “tarihçi” ve “filozof” olmak isteyen adamlar okumuyor. A bu malların yüzünden. Eğer okusalardı, isterse o bölümden 20 milyon mezun olsun yinede kendilerini belli eder, adam akıllı işlerini yaparlardı..

3- Ahmed Amcamın başkalarının sözüyle hemen harekete geçmesi. Tamam Rıfat Dayı onun dostu, tabii onu dinleyecek. Ama onu dinledikten sonra etraflıca araştırması gerekiyor.. Hemen balık gibi atlamaması, inanmaması gerekir. Yaşına vermek lazım.. O zaman iş Osman’a kalıyor..

Burada ki başka bir yanlış ise, sanki Osman bu bölümü hiç araştırmamış gibi davranılmasıdır. Osman benim diyelim, felsefe bölümü okuyup filozof olmak istiyorum. Gençliğimin taşkınlığı ile pek tabii bazı şeylere kolay inanabilirim, bana basit gelebilir. Ama çocuk değilim, gencim. Ve herkes den çok kendi geleceğimi düşünüyorum. Herkes den çok okumak istediğim bölümü araştırmışımdır. İnsanların okumak için okula gitmediğini biliyorum. Felsefe benim hayat amacım, onunla adeta bir bütün oldum. Çok seviyorum. Ben bu bölümü okursam azmimle herkesi sol da sıfır bırakacağımı biliyorum. Felsefeyi bitirip işsiz kalanlara bakmamam lazım. Çünkü onlar felsefeyi benim kadar çok sevmiyor, hayatlarını vermeye hazır değiller o yüzden tabii başarısız olurlar. Ben çok sevdiğim için felsefenin altını üstüne getireceğim. Onlar gibi olmadığım içinde başarılı olacağım, istediğim şeyi, işi, hayatımın sonuna kadar devam ettireceğim. Çünkü ben onlar değilim, Osman’ım..

Siz de meslek seçimi esnasında Osman gibi davranın. Önce neye ilginiz varsa, neyi yaparken zevk alıyorsanız, canınız ne yapmak istiyorsa onu okuyun, onu yapın. Bana sorarlardı neye ilgin var diye. Bende hiçbir şeye yok derdim. Aslında ilgim olan şeyler vardı fakat ya o işte para yok diyerek vazgeçirirlerdi ya da okulda olmayan bir şeye ilgim vardır, illa okul okuyacaksın deyip o hayalimin peşinden gitmeme izin vermemişlerdir. Eminin sizinde ilgi duyduğunuz bir şey vardır.. İyi düşünün. Kimsenin sözünü de dinlemeyin, kulak asmayın. Ailenizi dinleyin, üstünüzde hakları var, ama onları kırmadan isteğinizi dile getirin, onları ikna etmenin bir yolunu bulun. Gerekirse bu yazıyı okutun.. Eminim size saygı duyacaklardır, ananız babanız çünkü. Hayat da sizin hayatınız..

Kararınızı verdiniz, hayalinizin peşinden gideceksiniz. Ama bir sıkıntı çıktı. Okumak istediğiniz bölüm 4 yıllık değil de 2 yıllık çıktı. Eee ailem diyor ki 2 yıllık okuyanlardan birşey olmaz 4 yıllık oku. Peki 4 yıllık okuyanlardan birşey mi olmuş ? Veya üniversiteye kadar “12” yıl okudunuz. Soruyorum birşey olabildiniz mi ? Hayır. Peki 12 yıl niye boşuna okudunuz o zaman ? Üstüne bi 4 yıl daha okumak için.. Âllah aşkına bu dediğiniz akıl mantık işi değil.. 2 yıllıklar hem direk mesleğe odaklıdır, bence daha iyidir, hemde gereksiz, bölümle alakasız dersler çıkartılmıştır ve daha yoğun ders işleniyordur. Bu yüzden 2 yıldır ama bence 4 e göre daha iyidir. Hem ölüm her an ensenizde iken hayat için 2 yıl daha vaktiniz olur. 4 yıllıklara göre 2 yıl daha erken atılıyorsunuz hayata. Bu çok büyük ve güzel bir şey.

Aradaki rütbe, ünvan farkını bırakın. Yeri gelir onlardan daha iyi olursunuz. Unutmayın siz sevdiğiniz işi yapacaksınız, ünvanın bir önemi yok. Aradaki para farkını da dert etmeyin. İşinizi hakkıyla dos doğru yaparsanız hakkınızı alırsınız. Kimsenin hakkı kimsede kalmaz..

Yani 2 yıl ayakkabı tasarımı okumak istiyorsanız gidin okuyun, okumak istemeyip bu mesleği öğrenmek istiyorsanız da gidin bir ayakkabıcının yanında çırak olun en temizi. Arada hiçbir fark yok. Okuluda bitirseniz eninde sonunda o ayakkabıcının yanına gideceksiniz 😀 ondan bilgi, tecrübe öğreneceksiniz. Kaçışınız yok. En iyisi mi gidin direk çırak olun, vaktinizi boşa harcamayın. Kazanacağınız daha çok şey olur..

Okuyacaklar gitti okumaya, 4 veya 2 yıllık. Geriye okumak istemeyenler, okumak istediği, yapmak istediği şey üniversite de olmayanlar kaldı. Atıyorum demirci olacaksınız öyle bir bölüm üniversite de yok..

Bu okumak istemeyen kişiler bana en makul kişiler olarak gözüküyor. Sizin onlara göre dert edecek hiçbir şeyiniz yok. Yani vardır da, siz şimdi dert edeceksiniz, onlarsa 2 veya 4 yıl sonra dert edecekler.. Okul okuyup bitince ee şimdi ne yapacağız diye ortalıkta dolaşan çok, hatta çoğu öyle..
Bu yönden avantajlısınız. Diyelim okumak istemiyorsunuz, ticarete atılacaksınız. Aileniz karşı çıktı.İlla okuyacaksın dedi ama o sorunu hallettiniz, bir şekilde ikna ettiniz. Güzel. Yapacağınız şey direk hayalinizin peşinden gitmek. Okuyanlara falan bakıp özenmeyin. Atom parçalamıyorlar orada, çoğu uyukluyor. Siz büyük adam olacaksınız.

Bir rivayete göre Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurdu:

“Ticaret yapın, çünkü rızkın onda dokuzu oradadır.”

Hafız Heysemî, hadisteki ravilerin sika olduklarını belirtmiş, fakat hadisin mürsel (senette inkıta’) olduğunu söyleyenlerin görüşlerine de yer vermiştir.(Zeynu’l-Irakî, Tahricu ahadisi’l-ihya-İhya ile birlikte-a.g.e). İmam Gazali ks. hz nin ihya kitabında da geçmektedir bu hadis.

Yani ticaret yapın, hayata atılın, sıkıntı yok. Bence en doğrusu budur. Okul benim için boştur. ( Bu konuyu da anlatacağım. Len hepsini de nasıl anlatacaksam. Neyse link eklerim yazınca..)

Zamanında büyük adam olmuş kişilerin hayatlarını okumuştum. Baya büyük adam olmuşlar. (: En tepedekilerden bahsediyorum.İşte Apple’ın sahibi Steve Jobs, Microsoft’un sahibi Bill Gates falan. Birisi öldü ama ne kadar zengin ve dünyayı teknolojik anlamda değiştirecek buluşlara imza attıklarını biliyorsunuzdur. Hepsinin ortak özelliği okul okumamış olmalarıdır.Üniversite terk de denebilir. Benim hayalimde üniversite terk mesela (: En azından üniversite ortamını az da olsa görmenizi tavsiye ederim. Görmezseniz de çok fazla kaybedeğiniz bir şey yok. Nerede işe yaramaz adam varsa okullarda, üniversitelerde. Zaten bir işe yarayan adamın üniversite de ne işi var, değil mi (: Örnek; Steve Jobs, Bill Gates, Einstein… liste uzar gider. Bu ikisinden örnekler vereyim.

Steve Jobs Üniversitedeyken okuldan ayrıldı… Kaliforniya’daki Homestead Yüksek Okulu’ndan mezun olduktan sonra Reed Üniversitesi de eğitim hayatına devam etti. Fakat burada yalnızca 1 dönem eğitim gördü ve okulu bıraktı. 18 ay boyunca ilgi alanı olan ‘audit classes’ da eğitimine devam etti.

Farklı düşünen bir adammış kendisi zira pepsi ceosuna iş teklifini şöyle götürüyor;

Apple’da CEO’luk görevini üstlenmediği dönem Pepsi’nin CEO’su John Sculley ile yaptığı görüşmede Sculley’i Apple’ın CEO’su olmaya ikna edebilmek için “Ömrünün sonuna kadar şekerli su mu satmak istersin yoksa dünyayı değiştirmek mi?” dedi.

Gerçi sonradan bu adam Steve Jobsu kendi şirketinden kovuyor ama neyse.. Ya da dur la bu konu hakkında da kısa örnek vereyim..

jobs’un bir röportajında kendisi hakkında söyledikleri:

…”-ne diyebilirim ki? yanlış adamı işe aldım.

-bu sculley miydi?

-evet. ve uğruna on yıl emek verdiğim her şeyi yok etti. benimle başlayarak. ama en üzücü tarafı bu değil.
apple istediğim şirket haline gelmiş olsa apple’dan memnuniyetle ayrılırdım. en basit haliyle kalkmak üzere olan bir rokete bindi. roket kalkınca da aklı başından gitti. kafası karıştı ve roketi kendisinin inşa ettiğini sandı. sonra rotayı kaçınılmaz olarak yere çarpacak şekilde değiştirdi.”…

Yani illa memurluğa kapağı atayım da rahatlayayım derseniz kusura bakmayın bence saçma bir şeyin peşinde gidiyorsunuz. Gerçekten hayaliniz buysa tabii memur olun. Ama bence sırf rahat edeyim diye düşünüyorsunuz ki yanlış düşünüyorsunuz, siz bilirsiniz..

Her yaptığımız şeyin amacı para kazanmaksa ve ticarette en çok para kazanacağımız iş ise neden farklı şeyler yapıyoruz, mesela okuyoruz ?

4- Rıfat Emminin “başka bölüm okusun yoksa işsiz kalır Âllah korusun.” Demesi. Diğerlerini komple geçtim en büyük yanlış bu cümledir. Takva sahibi, adam akıllı bir müslüman rızkın ezelde taksim edildiğini, bunun için endişe etmemesi gerektiğini bilir. Bende sürekli bu endişe haline düşerim ama aşağıda yazacağım, hadisleri, ayetleri unuttuğumdan dolayı. Yoksa Âllah cc ve Peygamberimiz sav haşa yalan mı söyleyecek.. Bende yanlış yapıyorum.İnsanın nefsinde olan bir şey yapacak bir şey yok. Ama çok dikkat etmek gerekir, Âllah cc korusun gizli şirke götürür..

Peygamberimiz sav ;
“Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül ederseniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırır.”

“Doğrusu, insan için kendi çalışmasından (gayretinin neticesinden) başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39)

 

(Hiç kimse rızkını bitirmeden ölmez.) [Hâkim]

 

(Hiç kimse, nasibinden fazla rızka kavuşamaz. Rızkına kavuşup yemedikçe de ölmez. İstemese de rızkı kendisine verilir.) [Hakim]

(Dünya hayatında onların geçimliklerini [maddi, manevi bütün rızklarını] aralarında biz taksim ettik.) [Zuhruf 32]

(Beni unutursanız [maddi ve manevi] rızklarınızı kısarım.) [Taha 124]

(Allahü teâlânın rızık vermediği, bir canlı yoktur.) [Hud 6]

(Rızık için üzülme! Takdir edilen [ezelde ayrılmış olan] rızık seni bulur.) [İsfehani]

Bir hadis-i şerif meali:
(Hak teâlâ, çalışan bir kuluna az rızık verse, o kul da, isyan etmeyip fakir hâline sabretse, Hak teâlâ, bu kulla iftihar edip, meleklerine “Şahit olun, bu kulumun her lokmasına Cennet-i a’lada bir köşk ve bir derece ihsan ederim” buyurur.) [İslâm Ahlâkı]

Bir hadis-i kudsi de şöyledir:
Halaktüke li-nefsi, fela tel’ab,
Ve tekeffeltü, bi rızkıke fela tet’ab.

Manası: Seni kendim için yarattım, başka şeyle oyalanma! Kefil olduğum rızık için endişelenme!

 

İşte endişelendiğimiz için hep böyle sıkıntı çıkıyor. Âllah cc ve Peygamber Efendimizi sav hakkıyla anlayıp, bilebilsek hiçbir sıkıntı kalmayacak. Her ne kadar söylesem de bir anlamı, sizde değiştiren bir şey olmayacak ama yine de rızkın ezelde taksim edildiğini, çalışarak rızkı artıramayacağınızı, sadece malı artıracağınızı bilmenizi istiyorum..

Alıntı

Alıntı

Bilmeniz gerek başka önemli ayrıntı da şu. Aslında ayrıntı değil. Yazımın pekişmesi için yazıyorum. Bugün deneyimledim bunu. Sakın ha sevdiğiniz şeyden vazgeçmeyin. Tarih bölümü okuyacak olan ben, çevrenin yönlendirmesi ile, Ahmed ve Rıfat Amcalar gibi.. Fikrimi değiştirdim, hayalimden vazgeçip gittim ybs bölümüne girdim. İlk dersden anladım ki bu bölüm hayallerimi karşılayacak bir bölüm değil. Hayalim de ki bölüm değil, hayalimde ki meslek anlayışım bu değil, onu barındırmıyor.

Bakın açık açık canlı bir örneğim sizin için. Sevmezsen tıp bile okuyamazsın, hiçbir faydan olmaz. Ne kendine ne de insanlara. Benim gibi okulu bile okuyamazsın. Okuyacağınız bölüme sevgi ve ilgi duymak bambaşka bir olay, en önemlisi bu. Siz işinizi, mesleğinizi,bölümünüzü sevin. Gerisi çalışma ile halledilecek bir şey. Ben ybs bölümünde sabaha kadar oturup ders çalışmam. Ama tarih bölümü okusaydım sabaha kadar oturup çalışacağımı adım gibi biliyorum. O zaman neymiş ? Sevmediğimiz bölümden hiçbir halt olmuyormuş, tıp bile olsa.. Steve Jobs gibi üniversiteyi bırakıyorum. Üniversite terk olucam yani. Aha da bıraktım. Rahatladım yav. Okul okumak ne illet bir şeymiş. John Nash’in dediği gibi “Dersler aklınızı köreltir, içinizdeki gerçek yaratıcılığa olan potansiyelinizi yok eder.” Gerçekten okulun zararını yazacağım başka sefer.. (:

Belki seneye.. Ama istediğim bölüme. Anlayacağınız üniversite terk kervanına bende katıldım. Büyük Adam olmaya bir adım daha yaklaştım. 4 yıllık üniversiteyi 1 günde bitirmiş oldum.. (:

En iyi problem çözeni doktor yaptık
İçinde insan sevgisi var mı diye bakmadık
En iyi ezber yapanı hukukçu yaptık
Kalbinde adalet duygusu var mı diye sormadık
En iyi matematik bileni mühendis yaptık
Kul hakkından korkanını bulmadık

İşte bu yüzden;
Merhametli pek çok çocuk problem çözemediği için;
Adil pek çok çocuk ezber yapamadığı için;
Namuslu pek çok çocuk sınavda hata yaptığı için;
Doktor,hukukçu,mühendis olamadı

Paran kadar sağlık varsa,
Adamına göre hukuk varsa,
Çöküyorsa en yeni binalar…
İşte bu yüzden! ..
İşte bu yüzden! …

Yakup Kiraz

Kendinize soracağınız en büyük soru “Ne(hangi bölümü) okuyacağım ?” Değil, “Ne iş(hangi mesleği) yapmak istiyorum, hayatımı nasıl idame ettirmek istiyorum?” Sorusu olmalıdır..

Asıl şeyi söylemeyi unuttum. Yine Ahmed ve Rıfat Emmiler den örnek verelim. Bu ikisi yanlış düşünüyor dedim ama neden yanlış düşündüklerini söylemedim. Olaya tamamen farklı bir boyuttan bakıyorlar. Onlar “felsefe” ve “tarih” bölümü okuyup işsiz kalanlara bakıyorlar. Yalnızca “işsizlik” kısmına odaklanıyorlar. Burada suç, bölümün değil bölümü okuyan kişilerin. Yukarıda da dedim 20 milyon bile mezun olsa yine bölümün suçu olmuyor. Devlet yönetiminin suçu var ama fazla değil. Siz isteyerek bir şeyi yaparsanız devlet yönetimi falan önünüzde duramaz.Yıkar geçersiniz her şeyi. Unutmayın “fikirler kurşun işlemez..”

Peki nasıl yanlış bakıyorlar ? Olaya işsizlik ya da bölümü okuyanların gözüyle bakmayın. Veya onların deneyiminden böyle yararlanmayın; “onlar okumuş bir şey olamamış biz de okumayalım.” Burada dikkat edilecek husus o bölümü okuyan kişilerin nasıl okuduğu ve işsiz kalma evresinde nasıl bir yol izledikleridir. Siz onlara bakıp okumamazlık yapmayın. Onlara bakın ama sadece nerede hata yapmışlar da bu duruma düşmüşler diye bakın ve onların yaptığı hataları yapmayın. Deneyim de bu değil midir aslında ?

Sizde ve arkadaşınızda anahtar var. İkisi de farklı. Arkadaşınız kapıya anahtarı sokuyor, çeviriyor çeviriyor kapı açılmıyor. Geri dönüp diyor ben kapıyı açamadım. Sizde diyorsunuz arkadaşım açamadıysa ben nasıl açayım ?

Yav kardeşim senin elindeki farklı bir anahtar, denemeden açıp açamayacağını nereden biliyorsun ? Seninki de açmazsa gider anahtarcı dan yeni anahtar alırsınız. Denerseniz. Olmadı direk çilingir çağırıp açtırırsınız kapıyı. Bu Ahmed ve Rıfat Amcanın sıkıntısı Osman da farklı bir anahtar olabileceğini, o kapıyı açan anahtarın onda olabileceğini düşünmemeleri. Zannediyorlar ki herkese aynı anahtarı veriyorlar. O bölümü okuyanlar farklı anahtar denemiş. Siz de ne yapacaksınız o denedikleri anahtarı değil de farklı bir anahtarı deneyeceksiniz. Anladınız mı olayı ?

Hadi EyvaÂllah..

Âllaha emanet..

Cevap Yaz